Tanım
HABER PORTALI
Bağlantılarım
*
*
*
*
|
BAKIN BU ADAM KİM ? Nasıl Yaşıyor
EY ZENGİNLEŞMİŞ,KENDİSİNİ ŞAŞLI YAŞMIN SERÜVENİNE ADAMIŞ MÜSLÜMANLAR!!! BAKIN BU ADAM KİM .? NASIL YAŞIYOR .?
11.12.2007 | 09:24:43 BUGÜN ORJİNALİTEDEN UZAKLAŞMIŞ UYDURULMUŞ BİR DİN GERÇEK İSLAM DİYE TÜM MÜSLÜMANLARA YUTTURULMAYA ÇALIŞILIYOR.KUR·AN ,BU DÜNYANIN ZEVKLERİNİ AHİRETE TERCİH EDENLERİ KINAMIYOR MU .?
|
| AHMEDİNEJAD·I SAVUNMAK YADA İRAN İDEOLOJİSİ GÜTMEK AMACIYLA BU RESİM KONMAMIŞTIR. SADECE ZİRVEDEKİ BİR MÜSLÜMANIN YAŞANTISININ KESİTİNİ YANSITMAK AMACIYLA YAYINLANMAKTADIR |
|
Muhafazakar kesimin zenginlerinin hayatını merak ediyor musunuz .?
Gazete ve dergilere yansıyan cemiyet hayatı, sadece laik sosyetede yaşanmıyor. Muhafazakar kesimin zenginleri de artık onlardan aşağı kalmıyor.
Onlar da sosyete hayatının gereklerini yerine getiriyorlar, lüks restoranlarda yemek yiyip, en iyi markaları giyiyorlar. İslami sosyetenin yaşam tarzını Vatan gazetesinin pazar ekinde Oya Doğan araştırdı.
Zengin muhafazakar, nam-ı diğer İslami sosyete arasında lüks merakı büyük bir hızla yayılıyor. Jet-set’ten geri kalmayan İslami sosyetikler tıpkı cemiyet hayatının ünlü isimleri gibi Türk yerine dünyaca ünlü markaların kreasyonlarına servet harcıyor. Rolex takıp BMW cipe biniyorlar, 7 yıldızlı Burj el Arap Oteli’nde de tatil yapıyorlar. İslami sosyetikler her yerde ama kim bunlar, ne yer ne içerler, nerelere giderler, nereden alışveriş yaparlar. İşte en çok merak edilen soruların yanıtları...
GÖZDE SEMTLERDELER
Evler bir statü sembolü olduğu için gözde olan semtler tercih ediliyor. Ama yaşanılan evin de gözlerden uzak olması makbul görülüyor. Bu durumda tercih edilen konut tipi villalar oluyor. Villaların bir tarafının denize, diğer tarafının ormana bakması tercih sebepleri arasında yer alıyor. Böylece dışarıdan bakıldığında kimse onları görmüyor ve mahremiyet sağlanmış oluyor. Bir diğer seçenekleri de yalılar. Ancak bugün boş yalı bulamadıkları için çok az kişi yalılarda oturabiliyor.
Beykoz: Beykoz Konakları, Acarkent. Buralarda gözlerden uzak yaşamayı tercih ediyorlar. Ancak sadece İslam burjuvazisinin tercih ettiği konaklar arasında yer almıyorlar.
Altunizade: Hilal Konakları. İslami burjuvazinin en yoğun yaşadığı site. Belediyeye ait arsada kurulu bu konaklarda, haremlik - selamlık yüzme havuzu ve sauna bulunuyor.
Ömerli: Kasaba Evleri. Şehre olan uzaklığı nedeniyle son yılların en çok tercih edilen evleri arasında yer alıyor.
Küçük Çamlıca: Müstakil villalar tercih ediliyor. Bu semtte daha çok siyasetçiler yaşıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da burada bir villası bulunuyor.
Sarıyer: Boğaziçi Malikaneleri. Sarıyer’de ama gözlerden çok uzak bir site.
Beylerbeyi: Yalılar.
Florya: Ultra lüks villalar. Yoğun olarak Şenlikköy’de yaşıyorlar.
YEMEKLER LÜKS RESTORANDA
Akşam yemekleri genellikle dışarıda lüks restoranlarda, 5 yıldızlı otellerde yeniliyor. Pazar kahvaltıların da tercih ise Türkiye’nin önde gelen otelleri ve kasırları oluyor. İslami kesim içkili restoranlara gitmezken, burjuvazi böyle bir koşulu umursamıyor. Tercih edilen mekanlarda da Halk olmaması isteniyor. İşte İslam burjuvazisinin mekanları;
Beşiktaş: Swissotel, Çırağan Sarayı
Florya: Kaşıbeyaz, Beyti
Çamlıca: Beste
Bağdat Caddesi: Cafe Crown
Çengelköy: Kuleli Martı
Nişantaşı: Armani Cafe
Beykoz: Hidiv Kasrı
Özel davetler: Son günlerin en çok tercih edilen organizasyonları, yatlarda ve evlerde verilen davetler. Bu davetler için catering şirketleriyle anlaşılıyor ve özel dekor ve garsonlar tutuluyor. Bu genellikle Ramazan ayında İftar yemekleri için tercih edilen bir yöntem. Yaz aylarında ise havuz partileri düzenliyorlar. Keyif aldıkları en büyük sosyal etkinliklerden biri de nargile içmek. Kadın-erkek Sultanahmet ve Tophane’deki kafelerde nargile içiyorlar.
TATİLDE DUBAİ DE VAR MALDİV DE...
Tatil söz konusu olunca sadece Türkiye tercihleri arasında yer almıyor. Kendilerini daha rahat ve özgür hissettikleri yerleri seçiyorlar. Gözlerden uzak bir tatil denilince de akla yurtdışı geliyor. Lüks tatil geçirmenin kıstası para olunca da 7 yıldızlı oteller ilk tercihler arasında yer alıyor.
Dubai: 7 yıldızlı Burj El Arab Oteli
Maldiv adaları
İspanya: İbiza ve Barcelona.
Avrupa: İngiltere, İtalya, Fransa’yı tatilin yanı sıra alışveriş için de tercih ediyorlar.
Amerika: Los Angeles ve New York en çok tercih ettikleri yerler.
Antalya: 7 yıldızlı Rixos Premium villa seçenekleriyle bu kesime hitap ediyor. Ayrıca Alanya’da yer alan Şah Inn oteli tamamen haremlik - selamlık yapısıyla burjuvazinin olmazsa olmaz otelleri arasında yer alıyor.
Didim: Caprice Otel. Didim’de yer alan otel tamamen İslami içtihatlara uygun mimarisiyle özellikle tesettürlü bayanların en sık gittiği otel olarak biliniyor.
Tekne: Özel tekneleri olanlar ise mavi yolculuğa çıkarak gözlerden uzak rahat bir tatil yapıyorlar.
SOSYETENİN TEMELİ ÖZAL’LI YILLARDA ATILDI
İslami burjuvazinin temelleri Özal’lı yıllarda atıldı. Özal döneminde zenginleşen kesim, hayat standartlarını değiştirmeye başladı. Bu değişim önce erkeklerde başladı. Daha çok para kazanınca paranın gerektirdiği yaşam biçimlerine yöneldiler. Giyimlerinden araçlarına her şeylerini zenginliğin gereklerine uygun hale getirdiler. Ancak daha kendi halinde ve mütevazi bir hayat sürüyorlardı.
İslami burjuvazinin varlığından haberdar oluş tarihimiz 1990’ların ikinci yarısıyla başladı. Erbakan’ın çocuklarının lüks otellerde düğünlerini yapılması ve oraya gelen seçkin davetlilerin giyim kuşamları İslam burjuvazisine yöneltti.
Son 4 yıldır iktidarda muhafazakar Ak Parti var. İslam burjuvazisi de kendini en çok bu dönemde ortaya çıkardı, amiyane tabiriyle bu dönem de Biz de varız. dediler.
TERCİHLERİ 4x4 CİP
Son yıllarda 4x4 ciplerde tessettürlü kadınlar dikkat çekiyor. Mercedes öncelikli marka özelliğini koruyor. Son yıllarda spor arabalar öne çıkmaya başladı. Özellikle BMW ve Jaguar modelleri.
KADINLAR FERRE GİYİYOR
Giydikleri kıyafeti herkesin üzerinde görmek istemeyenler kişiye özel tasarımları tercih ediyorlar. Gençlik daha çok hazır giyimi tercih ediyor. Sadece Türk markaları değil dünya sosyetesinin markaları da camiada kabul ediliyor.
& Takım elbise: E. Zegna, Ninna Ricci, Prada ve Cerutti.
& Spor giyim: Paul Shark ve Tommy Hilfiger
& Eşarp: Dior, Longchamp, Hermes. Versace hayvan figürleri kullandığı için tercih edilmiyor. Vakko herkes de olduğu için istenmiyor. Ama her kadının dolabında bir Burberrys eşarp bulunuyor.
& Pardesü: Escada, Ferre ve Burberrys
& Ayakkabı ve çanta: Gucci, Dior, Armani, Channel, Louis Vuitton, Tod’s ve Ralph Lauren.
& Takı: Gilan
& Saat: Rolex, Dior, Longines, Tag Heure, Chopard.
İslami sosyete haşema giymez
Kişiye özel tasarımlar yapan Rabia Yalçın şu ilginç açıklamalarda bulundu: Ben İslami sosyeteyi giydiren bir modacıyım. Benim müşterilerimi sanat dünyasından siyasetçiye, sanayiciden sosyete olan bir kesimi oluşturuyor. Genellikle çok parlak renkler tercihleri arasında yer almıyor. Bu yıl siyah kadife ve ördek başı yeşili moda. Eşarplarını da genellikle düz renklerden yana kullanıyorlar. Ama kadınlar arasında bir davete katılıyorlarsa en açık, en dekolte kıyafetleri de diktiriyorlar. Çünkü onlar kadın ve kadın her yerde dikkat çekmeyi seviyor. 30 yaş üstü bayanlara genellikle elbise dikiyorum. Kıyafetlerinde taş işleme istemiyorlar. Elbiselerinin bağırmamasını ama konuşmasını istiyorlar. Genellikle tekneyle açıldıkları için islami sosyete haşema giymez....
OJE BİLE SÜRDÜRÜYORLAR
Florya, Beylerbeyi ve Bahçelievler’de yer alan sosyete tesettür kuaförlerinde solaryumdan cilt bakımına, saç boyatmaktan türban bağlatmaya her çeşit hizmet veriliyor. İstanbul Bahçelievler’de yer alan Nokta Güzellik Merkezi bunlardan biri.
Nokta Tesettür Kuaförü yetkilisi Esra Karababa şunları söylüyor:
Açık bir kadınlara ne yapıyorsak tesettürlü kadınlara da aynısını yapıyoruz. Balyajdan röfleye, kesimden topuza her hizmeti sunuyoruz. Özellikle düğünlerde burası dolup taşıyor. Bakan eşleri de bizi tercih ediyor. Bugüne kadar Emine Erdoğan, Zeynep Babacan gibi isimlere de hizmet verdik. Ama bize Beykoz Konakları’ndan da Beylerbeyi’nden de gelen müşterimiz var. Müşterilerimiz arasında oje sürdürenler bile var. Ama genellikle açık renkleri tercih ediyorlar.
NE DİYORLAR .?
Ali Bayramoğlu (Eski MÜSİAD Başkanı)
Tutuculuk zaman içinde dünya eğilimlerini, İslamın eğilimlerini analatik yaklaşımla değerlendirdiği için daha modern bir yapıya çevirdi. Bu durum genel ekonomik gelişmeyle ilgili. l Nur Vergin (Sosyolog)
Dini vecibelerini yerine getirmekten utanmıyorlar, meşreplerini gizlemeye de gerek duymuyorlar. Zengin olmaları özgüvenlerini arttırdı ve bunu göz önünde yeşemeye başladılar.
Mehmet Şevket Eygi (Milli Gazete yazarı)
Çok zengin de olsa, Müslüman kadın sorumsuzca yaşayamaz. Ülkede bunca aç ve sefil varken beş yıldızlı otellerde fink atmak bir Müslümana yakışır mı .?
Ali Bulaç (Yazar)
Bir müslüman büyük servete sahip olsa dahi servetini dilediği gibi harcama hakkına sahip değildir. Çünkü Kuran açısından baktığınız zaman ferdin veya bir kurumun elinde olsa da zengilik, aslında topluma aittir. | |
Tarih: 01:06, 12/12/2007 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
saidi kürdi ve fethullah gülen
http://forums.hababam.nl/archive/index.php/t-40341.html
1. Kürt milliyetçiliği-ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)
2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada amaç “KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL’E ALTERNATİF DEVLET” idi.
3. Türklerden yandaş bulunması için “Şeyh Saidi Kürdi-2 veya Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi’nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile aramızda “İSYAN”ları meşrulaştırarak, Türkiye’den koparma tiynetsizliğiydi.
Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları “Irak”a bırakıldı ve Kürt isyanları “MEŞRU” sayıldı. Bu belgeyle Lausanne’a gidildi.
Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay toplantıda “Kerkük’den vazgeçilmeyeceği” karara bağlandı. Saidi Kürdi’nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında, Türkiye’nin “Soykırımcı” olduğu da tescil edilmişti. Lausanne’da bu gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk heyetine dayatıldı.
Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve Türkiye BMM’sinde kendilerine “Milletvekilliği” hakkı verilmesi şart koşuldu.
Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı. Ama Kürt Said’in tavrı şuydu:
“Ben Kürdistan’ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile…” İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları) Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün “Nur Külliyatı” diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki “Sözde alimlerin hazırladığı” risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem’a=Şualar gibi) gönderildi.
Hitler’in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı. Atatürk’ün NUTUK yapıtı da “Dolmabahçe’de hiç dışarı çıkmayarak hazırladığı bir eserdir.
Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.
Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak beş para etmez bir kopyadır. Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.
Bu tarikat 8’e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir
NOT: hepsini yazacagim alt alta.. bolum 1..
2. . NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev’ud’a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR’IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.
2. NEV ASYA’nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN (ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi’nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar “KİTABINDA” sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı yapamamıştır.
3. 1950’lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın olamayışı yüzünden “Fethullahçılığı” kayda değer bulmuşlardır. Çünkü Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.
4. Fethulahçılık başlangıçta “Abdullah Öcalan” gibi “Saf ve bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de “Kürtçülükten rahatsız olduğu” bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır. Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:
a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya getirilmesi. (Apo’nun varlığının nedenidir)
b- Kürtlerin Türkiye’yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:
Aa Türkiye’deki türk nüfusun “doğum kontrolüne özendirilmesine karşın” Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC hükümetlerine mas ettirilmesi.
Bb Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez İstanbul’da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını almışlardır.
3. Dd-Türkiye’de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN’E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için “Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: “Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır.”
Fethullah Gülen “Bilderberg yemini” yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD’dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir. Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.
EN ALTTAN ÜSTE SİYONİST YAPILANMA:
1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)
2. Bunun üstünde Rotaryenler.
3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)
4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip BİLDENBERG GROUP (Fethullah bunların içinde. Mason olacak kadar küçülmedi)
5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)
Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olan Bilderberg'in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD'ye ömürboyu transferi yapılmıştır.
Eğer Türkiye “Şii” devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak “Sünniliği” takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii ülkelerde “Şiilik ağırlıklı özel okullar” kurmuştur. Hatta orada “genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için ” o okullarda HADİS bile okutulmamaktadır.
Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü “Yüzüne tükürülmek” için konmuştur. Atatürk’ün adı ise KÖR DECCAL’dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise “Defiu Haced bezidir” (Tuvalet kağıdı)
Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler “OY POTANSİYELİ HESABI” tüm zamanlarda ve her partiden (DSP’li Hüsamettin Özkan’ı anımsayınız, Baykal’ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP’nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)
Harbokulları için “Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve mankenler eğitilmiştir. Amaç onları “Harbokulu öğrenci veya mezunlarıyla evlendirmek”tir.
Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)
4. Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg'lere EMREDİYOR:
1. Fethullah Gülen'i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen'in BİLDERBERG'li olduğuna ilişkin ipekli Breech'ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir." (Türkeş'in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval'de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)
2. AYDIN DOĞAN'I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ'un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)
3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT'u da...
4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit'i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ............... (Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa) ....... (Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı...... Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....
SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrda girmeyi düşünüyor.
Ecevit, ileride, AB'nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden Constantinopolis'e dek işgfal edileceğini de biliyordu. Eğer AB'ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.
Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ'un (Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye'de corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek için, adları pek duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.
(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat'taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)
Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur. CNN gibi CNN Milliyet'e franchaise verdi, logo sattı! DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.
Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)
Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı.
5. Toros yayının Güneyi, büyük İsrail'in rezerv Arz-ı Mev'ut'udur. Oranın adını KÜRDİSTAN diye koymuşlar.
Türkiye Kürdistanı (Yeni Asya=Asya minor Anadolu demek) SU AÇISINDAN;
Irak Kürdistanı MUSUL PETROLLERİ açısından
İran Kürdistanı da YAHUDİLERİN İLK ÇIKTIĞI, sonra göç ederek,
sırayla Irak'a ve oradan da Mısır'a köle olarak gittikleri güzergahın kaynağı olan ANAYURT olma açısından (Hamedan ya da Isfahan) vazgeçilmez ve orta vadede ellerine geçirecekleri alanlar olacaklardır.
Büyük İsrail, Arap ve Türk istemiyor. İşçi olarak, devlet tecrübesi olmayan ve primitiv özellikli olan Kürtleri Goyim (İşhayvanı) olarak belirlemiştir. Sevres antlaşması bu ORTA VADELERE ertelenmiştir. Kürdistan, askeri israil devletinin DOMİNYONU olarakbelirlenmiştir.
Siyonizmin bu protokollerini değiştirmek mümkün değildir. Hedef bellidir ve taviz verilmiyor. Verilseydi, geçici kurulan Filistin Devleti'ne izin verilirdi. Onlar ARAP istemiyor...
Sadece kürt köle istiyorlar bu orta-vadeli genişletileCEK İsrail topraklarında... Kürtlerin devlet olamayışı nedeniyle kurulacak devleti de yüzlerine gözlerine bulaştırıp, açlıktan neredeyse ölecek duruma getirecekler. Sonra onları İsrail DEVLETİ mandası altında sözde azbuçuk kalkındıracaklar.
Türkmenleri de orada istemiyorlar. Gelecekte TAKAS yaptırmaya kalkacaklar. Yani gizli protokollerinde (Jana'dan gizli protokol olmaz ya!) Türkmen Nüfus Diyarbakır'a; Amid ayrılıkçı kürtleri de Kerkük, Musul'a takas edilecektir.
Türkiye işte bu hendikaplar içinde yer almaktadır.
Türkiye bunun için SIKIŞTIRILMALIDIR:
Yahudi Bankerler ve onların şubeleri olan IMF, Dünya Bankası vb. bizim ekonomik rotamızı (Fakirleşmemizi) çizerken, enflasyon ve devalüasyonlarla borçlarımız döviz cinsinden katlandırılmakla başlayan kumpaslar, TÜM GELMİŞ GEÇMİŞ PARTİLER kendilerinden olduğu için onların elinden halkımızı sinsi planlarla zavallı hale getirmiştir.
Türkiye'nin iyileşme umudu yoktur. Özal bunu yaptığı anda ÖLDÜRÜLÜP yerine Bilderbergçimiz Yılmaz getirilmiş ve yeniden hiper enflasyon başlatılmıştır.
Avrupa birliği tek çare, fakat umutsuz çaba:
Çünkü siyaseten bizi bünyelerine alsalar bile, iktisaden BU AĞIR BORÇLARI üstlenecek halleri yok. "Kardeşim size 25 yıl süre verelim, borçlarınızı ödeyip gelin!" mazereti hazır!
Ondan önce de "Kıbrıs denen BİRLİK toprağımızı işgal ettiniz. Avrupa ordusu sizinle savaşacaktır!" diyecekler. Çünkü Avrupa birliğinin ASIL KURULUŞ AMACI da sinsi:
"Avrupa'nın zenginliklerini kucaklayın. (Arş yılanını sarın kodu) Tek tip devlet yapın, birleştirin ve beyinlerini yıkayın. Tek bayrak altına alın. Bir an önce "Transisrael'i de üye olarak alın." Trans İsrael kodu, KIBRIS oluyor.
Avrupa Birliğine KIBRIS alınırsa, Diaspora olarak yaşayan Avrupa Yahudileri'nin nüfusu da İsrail'in on katından kalabalık olduğundan, sırada alınması gereken KIBRIS (Asya'ya aittir) var.
6. 1. Kerkük Kürdistan'a verilecek.
(Kerkük+Musul petrolleri, Irak petrollerinin % 60'dır)YANİ İŞ BAŞKA! Petrol savaşı! Kerkük Kürdistan'a verilmesi kaçınılmaz biçimde elden gitmiştir. (Üçüncü maddede nedenini anlatıyorum)
2. Kypros/Kıbrıs.
Mutlaka Avrupa birliğine girecektir. Çünkü, İsrail'in TAM karşısında duran ve İsrail'in içinde toprağı (İngiliz üsleri İsrail'in resmi toprağıdır. (İngilizlerin görevi İsrail'i ACİL BİR DURUMDA H E M E N korumaktır. Agrotur ve Dikelia üslerinin toplam toprak alanı Kıbrıs'ın % 17'sidir. Kıbrıs ayrıca İsrail'in MAFYASININ KARAPARA aklama merkezidir. İbranice Kıbrıs MAFU'dur/Mahfuz/Vaad edilmiş toprak)
Bunlardan daha önemlisi:
Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle İsrail'in de İSTEDİĞİ ANDA/Salisede ÜYE O L M A yolunu açmaktadır. Çünkü Avrupa topluluğu içindeki Yahudi Diasforası 10 milyon kişidir. İsrail'denkalabalıktır.
Sözkonusu Dias ilkesine göre "Çift yaşamlı tıplulukların kendi ülkelerinden daha çok nüfus barındırması halinde, o topluluk hangi bloka dahil ise , temsil edilen ülke de o gruba aittir. (Bunun için bir Asya ülkesi olan İsrail, Avrupa spor karşılaşmalarında oynayabilmekte ve her türlü organizasyonunu Asya ülkeleriyle değil Avrupa Topluluğuyla yapmaktadır. Kaldı ki Anadolu bile ASYA sayılırken, Kıbrıs gibi bir ASYA adasının AVRUPA'lı sayılması da beni doğrulamaktadır.)
Yineliyorum:
Kıbrıs'ın % 17'si İsrail'in R E S M İ (Fakat tarafsız bölge adıyla bilinen gizli devlet gibi SAKLI) bir parçasıdır. İsrail Kıbrıs toprağındaki hissesi itibariyle gizli bir şekilde AVRUPA birliğine bu yıl alınacaktır. (İsrail sonradan gelir elbette...)
3. Kürdistan:
Yeni Asyası, Vaadedilmiş Büyük İsrail'in İSRAİL efendileri dışında tek tercih ettiği topluluk olan KÜRT köleleri içermektedir. (Türkler ve Araplar dışarı atılacaktır.)
Türk Kürdistanı (13 Milyon nüfuslu ACZMENDİA)İsrail'in kanı-canı olan GAP/FIRAT-Murat ve Dicle stoklarını içermektedir.
Irak Kürdistanı, (Trafsız bölge dışında) bir petrol ülkesi olmayan İsrail'i Petrol zengini yapacaktır. (Irak'da 5 milyon kürt vardır ayrıca bu gruba dahil 1 milyonluk Suriye kürdistanı ile 6 milyon olmaktadırlar)
İran Kürdistanı ise "Yahudilerin Tarih'de ilk çıktıkları ANAVATANLARIDIR, olmazsa olmazlardandır ve büyük hatırası vardır. Bu yüzden siyonistler ilk çıkış noktaları olan Civanşir ve yayıldıkları ikinci bölge olan Hamadan'da SEMBOLİK kürt devleti kurma alıştırmaları yapmışlar ve prova etmişlerdir. (Hamadan KÜRT devletini hem de Azeri Topraklarındaki Civanşir (Jevanshir) öteki adıyla Kızıl Kürdistanı'nın KURDURMUŞLARDIR. Ayrıntılı etüd ediniz ve hatta haritalayınız lütfen)
Bu egzersizlerden sonra sıra Arz'ı Mev'ut'un bir parçası olan BÜYÜK KÜRDİSTAN'a gelmiştir. Önce IRAK'da kurulacaktır. (Türkmen ve Arap'lardan arındırılacaktır.) Bu kısa vadede oluşturulmuştur.
Suriye ve İran'a bilahare GLADİO saldıracaktır ve buradaki Kürdistanlar da Irak'a katılacaktır. Bu da ORTA VADE'lidir.
Sırada Türkiye Kürdistanı var:
Bu da UZUN VADELİ'dir. Türkiyeyi AB içinde "Hak ve özgürlükler" dümenleriyle "Önce Otonom, sonra tam bağımsız Kürdistan'a yönlendireceklerdir. Ermenistan'ın da AB içine alınmasıyla, VAN'dan Doğuya doğru bir SERBEST dolaşım bölgesi oluşturacaklardır. Böylece SEVRes anlaşması yürürlüğe girecektir)
Pekiyi bunlar nasıl olacak?
NOT: Bu kadar kafi...SAIDI KURDI denen sahisin alimlikle bir alakasi yoktur onla baslayan ve suan fettos ile devam eden NUR cemaatinin amaci kurt devleti kurup ulkeyi uce bolerek seriat devleti getirtmektir...kurdistani(sozde) kendilerine vatan olarak gormektir..
BRON: http://hanifislam.com/H_Aiberg/Siyonist_Fethullah.htm
7. FETHULLAH GÜLEN'İN İLİŞKİ ve İŞBİRLİGİNDE BULUNDUGU SİYONİSTLER:
Richard Perle
Morton Abramowitz
ADL(Anti-Defamation League)
HAKKINDA
***
Harun Yahya
Richard Perle'nin Gerçek Yüzü
"Karanlıklar Prensi bir beyefendidir." - Shakespeare, Kral Lear, III, IV, 140
Türkiye'nin ABD'deki "imajı"nın değiştirilmesi ve ABD karar mekanizmalarında, özellikle de Kongre'de Türkiye lehinde "lobi" yapılması gerektiği, yıllardır söylenir. Türk hükümetleri de bu konuda girişimde bulunmuş ve Türkiye lehinde lobi yapmaları için yıllardır Washington'da bu iş için özel görevli "lobi kuruluşları"na para akıtmışlardır. Ancak bu kuruluşların işe yaradığına henüz rastlanmamıştır (Tansu Çiller bile bu gerçeği kabul etmiş, lobi kuruluşlarına verilen paraların sokağa atıldığını söylemişti). Ve bu "işe yaramaz" lobi kuruluşlarının bazı ünlü isimleri vardır ki, ülkemizdeki bir kısım medya tarafından ısrarla "Türk dostu" olarak tanıtılmaktadırlar. İlginçtir, bu kişilerin çoğu yahudidir ve ABD'deki yahudi lobisinin de etkin üyeleri arasındadırlar. Bu kişilerin en ünlülerinden biri, kuşkusuz, Richard Perle'dir. Washington kulislerinde "Karanlıklar Prensi" olarak bilinen Richard Perle...
"Irk bilinci" yüksek bir yahudi olan Perle, Washington'daki geçmişi boyunca İsrail'e hizmet etmiş bir kişi olarak tanınıyor. Eski Kongre üyesi Paul Findley, ABD'deki İsrail lobisinin inanılmaz gücünü ortaya koyan They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel's Lobby adlı kitabında, Perle'nin İsrail bağlantılarını ayrıntılı olarak anlatıyor. Buna göre Perle, İsrail hükümetine bilgi sağlamasıyla ünlü. Perle, kariyerine önce Washington'da Demokrat Senatör Henry Jackson'ın yanında çalışarak başlıyor. Senatör Jackson da İsrail'in en ateşli destekçilerinden. 1970 yılında FBI'ın düzenlediği bir operasyon sonucunda Perle, İsrail elçiliğine gizli Amerikan bilgilerini aktarırken yakalanıyor. Perle Reagan döneminde ise Savunma Bakanlığı'nda göreve geliyor. İsrail'i yakından ilgilendiren yüksek teknolojiler ile ilgili kararlar genelde Perle'nin ofisinde alınıyor. Perle Pentagon'da göreve getirildiği zaman da bir İsrail savunma şirketi adına lobicilik yapıyor.
Ve İsrail'in ABD'deki uzantılarından biri olan Perle, bir kısım "büyük medya"ya bakarsanız, Türkiye'nin büyük bir dostudur. Aynı medya sık sık "Ermeni Soykırımı" iddiaları hakkında gösterdiği tavıra dayanarak (*) yahudi lobisinin de "Türk dostu" olduğunu telkin etmektedir. Sözkonusu medyanın İsrail'in Türkiye için ne denli büyük bir dost olduğu masalını "yutturabilmek" için de uğraştığını hatırlarsak, Perle'nin (ve onun benzeri olan Washington'daki diğer yahudi "Türk dostları"nın) gerçek konumunu yakından incelemek gerekmektedir.
Öncelikle Perle'nin Amerika'nın dış ülkelere karşı nasıl bir yaklaşım izlemesi gerektiği yönündeki düşüncelerine bakmakta yarar var. Ufuk Güldemir, Türk-Amerikan ilişkilerini konu alan kitaplarında bu konuda ilginç bilgiler vermektedir. Örneğin Güldemir'in Çevik Kuvvetin Gölgesinde adlı kitabında, Perle'nin savunduğu "strateji" şöyle yorumlanır:
Reagan yönetiminin şahinler kanadından olan Perle'nin 'anti-Amerikan çizgideki müttefik ülke devlet adamlarının cezalandırılması' şeklinde özetlenecek stratejisi, ABD'nin koruyucu şemsiyesinden faydalanmak isteyen her ülkenin anti-Amerikan siyaset ve sloganları terk etmesi gerektiğine olan inancından doğuyordu.23
Kısacası Perle, müttefik ülkelerdeki buna kuşkusuz Türkiye de dahildir "anti-Amerikan" devlet adamlarının cezalandırılması, yani o ülkenin zorla da olsa "yola getirilmesi", Amerikan hegemonyası altına alınması stratejisinin savunucusudur. (Bu aslında "yahudi önde gelenlerinin politik kurumu" olan CFR'nin geleneksel stratejisidir. İsrail'in Amerikalı uzantıları arasında yer alan Perle'nin CFR çizgisini savunması ise yadırganacak bir durum değildir elbette. CFR için bkz. 6. bölüm)
Perle, müttefik ülkelerin "yola getirildikten" sonra da, Amerika tarafından istenen şekilde kullanılabilir halde olmasını savunmaktadır. Perle'nin 19 Mayıs 1986'da Brüksel'de toplanan "Ulusal Güvenlik İçin Savunma" konulu panelde yaptığı konuşma, bu açıdan çok anlamlıdır:
Avrupalıları korumak için Avrupa'da konuşlandırdığımız Amerikan Kuvvetlerinin, dünyanın başka bölgelerinde Amerika'nın çıkarlarını korumak için kullanılmasına Avrupalıların karşı çıkacağına ilişkin Amerika'da bir kuşku vardır. Bu kuşku biraz yersiz geliyor bana. Amerikan askeri gücünü, bulundukları yerden kriz bölgesine yollamak hakkına sahibiz ve bunu yapmak için üslenmiş bulundukları ülkenin onayını almak zorunda da değiliz.24
Perle'nin "müttefik" ülkelere bakışı işte budur: Onları, gerekirse devlet adamlarını "cezalandırarak", Amerikan egemenliği altına sokmak ve sonra da istediği gibi kullanmak. Perle'nin özellikle sözkonusu ülkelere Amerikan birlikleri konuşlandırmak ve bu birlikleri de o ülkelere sorma gereği duymadan harekete geçirmek konusunda çok hevesli olduğu da açıktır.
Ve ilginçtir Perle daha doğrusu Perle'nin temsil ettiği güç bu stratejiyi Türkiye üzerinde ustalıkla kullanmıştır: 1985'teki Türkiye-ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması'nın (SEİA) görüşmelerini yürüten, bazı "şantaj"ları da kullanarak anlaşmayı Türk tarafına kabul ettiren ve en önemlisi, Körfez Savaşı'nda ABD uçaklarının Türkiye'deki üsleri kullanmasının ve Çekiç Güç'ün Türkiye'ye yerleşmesinin, yasal zeminini hazırlayan kişi Perle'dir. "Karanlıklar Prensi", böylece "müttefik ülkelere konuşlandırılan Amerikan güçlerinin istendiği gibi kullanılabilmesi" tezini Türkiye'ye karşı uygulamıştır.
Türkiye daha sonra Perle ile bir lobi firması kurulmasına ilişkin bir anlaşma da yapmıştır. Yahudi lobisinden başka isimlerin de biraraya gelmesiyle International Advisers Inc. diye bir şirket kurulmuş, Perle bunun danışmanı olmuş, bu şirketin önde gelen ortaklığına ise ABD ve İsrail'de şubeleri bulunan Feith and Zell avukatlık şirketinin Douglas Feith adlı ortağı getirilmiştir. Feith, ABD Savunma Bakan Yardımcısı olarak da görev yapmıştır.
Ve gerek Perle, gerekse onun diğer International Advisers Inc.'deki yahudi "ırkdaş"ları, Türkiye'ye karşı ikiyüzlü bir politika izlemiştir. Ferruh Sezgin bu durumu şöyle anlatıyor:
ABD'deki 'Türk lobi hareketleri'ni denetim altına almada, Yahudiler Amerikalılar'ın gerisinde kalmadılar. Onlar üstelik, Amerikalılar kadar insaflı da olmadılar. Yahudiler, kendilerine ait bazı kamuoyu oluşturma şirketlerini Türkiye'ye kiralayıp, Türkiye'den bol bol para aldılar. Tabii, bunun karşılığı olan hizmeti Türkiye'ye değil, 'bir başka yere' sundular.
1988 yılı sonbaharında, Richard Perle birden Türkiye'ye geliverdi.
8. FETTOSUN GERCEK YUZU...(belgeli)
Ergun Poyraz
...
-"Fethullah Gülen ile Papa II.Jean Paul 1998 Şubat'ında Vatikan'da buluştular.
Bu buluşmayı CIA organize etti. Gülen'in basın önündeki itirafından da anlaşılacağı üzere ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz buluşmada başrolü oynadı. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan'a hareketinden önce yaptığı açıklamada "Birkaç ay önce Abramowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti" dedi.
ABD eski Savunma Bakan yardımcısı Richard Perle, FBI ve MOSSAD'ın paravan Yahudi örgütü Ayrımcılıkla mücadele Birliği (Anti-Defamation League/ ADL) ve Moon Tarikatı buluşmayı organize edenler arasındaydı. Vatikan buluşmasının temelleri, Gülen'in sağlık (!) kontrolü gerekçesiyle bulunduğu New York'ta atıldı.
Bu günlerde görüştüğü Amerikalılardan biri de , 1996 yılında CIA BAşkanlığına aday gösterilen Carnaige Vakfı başkanı Morton Abramowitz idi. Morton Abramowitz ile görüşmesinin ortak dostları Kasım Gülek vasıtasıyla tanışmasından sonra gerçekleştiğini açıklayan Gülen, "Abramowitz ile toplum hadiselerinin sebepleri ve sonuçları hakkında konuştuk. Daha sonra teşekkür mektubu yazdı." diyordu. Gülen, Abramowitz'e Ortadoğu ve Türkiye konusunda yazdığı kitap için yardım etme sözü verirken, Amerika'daki Siyonist lobisinin en güçlü kolu ADL, Gülen'in bir kitabını Amerika'da İngilizce olarak yayınlama garantisi veriyordu.
Zamanın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yakınlığı ile tanınan ADL başkanı Abraham H. Foxman, Zaman Gazetesindeki açıklamasında kitap olayını şöyle anlatıyor: "Kendisinden İslam'da hoşgörüyü anlatan bir kitap yazmasını rica ettik." Gülen'in ABD yönetiminde ve BM'de etkiye sahip Papa'nın sağ kolu kardinal John O'Connor ile Eylül 1997'de New York'ta gerçekleşen görüşmesinde, Roma ziyaretinin tarihi kararlaştırıldı. ADL'nin Türkiye'de MOSSAD'a yakın Yahudi çevrelerle yakın bağlantıları bulunuyor.
ADL'nin kuruluş yılı 1913... Kurulduğu günden itibaren, yine aynı dönemde kurulan Amerikan iç istihbarat örgütü FBI ile işbirliği içinde oldu. FBI, Edgar Hoover'in başkanlığı döneminde ADL'yi kanatları altına aldı ve geliştirdi. Klu Kux Klan örgütü ADL kanalıyla finanse edildi. Dernek gibi örgütlenen ve otuza yakın şubesi bulunan ADL, görünüşte konferanslar düzenliyor, ödüller dağıtıyordu. Ancak ADL'nin gerçek kimliği 1992 yılında iki ajanının yakalanmasıyla belgelendi.Ajanlar Tom Gerard ve Roy Bullock'un evlerinde çıkan bilgiler ve ifadeler ADL'nin kirli ilişkilerini su yüzüne çıkardı.
New York'lu gazeteci John Ross'un haberine göre; "ADL'nin MOSSAD, CIA, Güney Afrika ırkçı rejimi ve İngiliz istihbaratıyla bağlantıları ortaya serildi." Yakalanan kimi üyelerin istihbarat faaliyetleri yaptıkları ortaya çıktı. ADL ajanları, muhalif örgütler ve kişileri fişlediklerini itiraf ettiler. ADL ajanları bu faaliyetlerinde ilginç bir olayı da gerçekleştiriyorlar, FBI'ın istihbarat kayıtlarından yararlanıyorlardı. Abramowitz'in yakın arkadaşı Perle, bir Yahudi ve ADL yönetimiyle ilişki içinde.
Uzun seneler Pentagon'un Türkiye sorumluluğunu yürüten Perle bir süre önce Irak'ı bölme planlarını Washington Post'a açıkça yazdı. Bosna'yla ilgili olarak ABD'de kurulan kriz merkezi ekibi içinde de yer alan Perle, Türkiye İran arasında savaş kışkırtıcılığında da başroldeydi.
Fethullah Gülen'in hamiliğine soyunan ADL, Moon Tarikatı ile de çok yakın ilişki içinde.
Wahington'daki iki büyük gazeteden biri olan Wahington Times'ın sahibi Moon Tarikatı...ADL ve Moon Tarikatı bu gazete içinde birlikte çalışıyor. Gazete CIA'ın yayın organı olarak tanınıyor. 1981'de kurulan gazete, Reagan ve Bush'a olan yakınlığı ile tanınıyor. Moon Tarikatı, Kore'nin bölünmesinden hemen sonra kuruldu. Kurucusu CIA'nın yan kuruluşu gibi çalışan , Kore İstihbarat Teşkilatı. Kore nüfusunun yüzde onunun Budizm'den Hıristiyanlığa geçişini organize edenlerden. Bu çalışmalar sonucu bugün Güney Kore nüfusunda Hıristiyanların oranı yüzde 35'i buldu.
Moon Tarikatı, CIA'ın dünya çapında kullandığı etkili bir kamuflaj aracı. 1980'li yıllarda tarikatın adı İrangate skandalına karıştı. Moon Tarikatı'nın bir süre önce ölen Türkiye temsilcisi Kasım Gülek, Fethullah Gülen'in sağ koluydu."
...
Ergun Poyraz- Fethullah'ın Gerçek Yüzü, Otopsi Yayınevi (http://www.otopsiyayinevi.cjb.net)-1. Basım Nisan 2000, sf 345-348
|
Tarih: 02:08, 16/11/2007 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
SAİDİ KÜRDİ
Değerli Arkadaşlar,
Bu gün yaşanılan sorunların ve verilen şehitlerin nedenini öğrenmekmi istiyorsunuz. Buyrun size sebebi. SAİDİ KÜRDİ, yaptıklarına ve yazdıklarına bir bakın;
değişik kaynaklardan alınmıştır. alınan sitelerin isimleri altlarında yazmaktadır.
05 Eylül 2007 02:04 · BARIŞ · Etiketler ne mutlu türküm diyene
1876 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır.
Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit’e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister.
II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi’yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır. Said, “Zalimler için yaşasın cehennem!” sözünü Abdülhamit için söyler……
Kürt Teali Cemiyeti
Isparta’daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu’da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)
Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer M. Kemal’le görüşmek için Ankara’ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.
Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi’nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır.
Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük’ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.
Nur cemaati’nde Atatürk’ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasınınn arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.
Risaleleri ve fikirleri
Said-i Nursi’nin yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir.
Türkçe konuşan insanların %90′ının anlayamayacağı bir dil kullanan(ve kişisel düşünceme göre hiç de derin anlamı olmayan ve birbirinin tekrarı niteliğinde olan) bu eser, başlarda cifir’in İslam dışı olduğunu söylediği halde("cifir…, gaybı Allah’tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır")(bkz. Lem’alar s. 39(yazıldığı tarih 1957) daha sonraki kitaplarında sık sık cifir kullanarak kendisinin ve yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu anlatır. Buna örnek vermek gerekirse:
"-… İçlerinde bedbaht olanlar da said olanlar da vardır- anlamındaki ayetin cifir yyönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresinde -Emrolunduğu gibi hareket et-, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 2. ayetinde de aynı anlamda bir ayet vardır. -Vav-la başlayan Şura suresindeki ayetin cifir yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur’an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih(1303)de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeğe başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100′den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958)
Said–i Nursi’ye göre Atatürk Deccal’di
Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu.
Deccal, İslami literatürde en ağır hakaret sayılan ifadelerden biridir. Deccal; yalan söyleyen, aldatan, karıştıran kişi anlamına gelir. Deccalin ortaya çıkması kıyamet alametlerinden biri olarak da görülmüştür.
Deccal konusunda tarih boyunca ortaya atılan iddiaları gündeme getirecek değiliz. Ancak Said–i Nursi’nin şu satırlarını okuduğunuzda Deccal denilince kimin kastedildiğini çok iyi anlamış olacağız.
“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(…) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)
Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:
“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)
Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:
“…Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (…)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)
Saidi Nursi Atatürk’e açıkça Deccal diyor, Millet–i İslam’ı Protestan yapmak istediğinden bahsediyordu.
Oysa, Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, İzmir Amerikan Koleji’nde misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.
Said-i Nursi ve şehitlik
Şöyle diyor Said– Nursi:
“Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.” (Kastamonu Lahikası,s.45)
“Ne dinden olursa olsun bir nevi şehit hükmündedir. Mükafatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denebilir.” (Kastamonu Lahikası,s.75)
“Hatta o mazlumlar kafir de olsa, ahirette kendilerine göre o dünyevi afattan çektikleri belalara mukabil rahmet–i ilahiyenin hazinesinden öyle mükafatları var ki, eğer perde–i gayb açılsa o mazlumlar haklarında büyük bir tezahürü rahmet görünüp, “Ya Rabbi şükür elhamdü lillah diyeceklerini bildim ve kati surette kanaat getirdim.” (Kastamonu Lahikası,s.45)
İslam tarihi boyunca kendini Müslüman olarak addeden hiçbir din adamı, Müslümanları ve İslamdaki şehitlik kavramını böylesine aşağılayan ifadeler kullanmadı. Bu cinayete ilk kez Said–i Nursi’de rastlıyoruz.
Şehitlik, Allah yolunda savaşan, vatanını savunan ve bu uğurda ölenlere verilen bir mükafattır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı savaşan “yedi düvel”, Haçlı dünyasının karşımıza çıkardığı küfür ordusuydu. Bu savaşta Ortadoğu’dan, Çanakkale’ye kadar bir çok cephede milyonlarca “Mehmedimiz” din uğruna, İlay–ı Kelimetullah uğruna, vatan uğruna, bu vatan üzerinde Ezan–ı Muhammedi ilelebet çınlasın diye şehit oldu.
Ama bir din adamı bozuntusu ortaya çıktı ve “ne dinden olursa olsun, Müslümanlara karşı savaşıp ölen kafirlerin de şehit olduğunu” ilan etti. Ve hatta hiç utanmadan yüzü kızarmadan Memedimizi katleden o kafirlere bir de “mazlum” dedi.
Dinlerarası Diyalog ve Said-i Nursi
Bu olayın ve “Vatikan’ın misyonunun bir parçası olmayı” kabullenmenin tarihsel bir altyapısı var mı sorusu kuşkusuz sizin de aklınıza geliyordur. Öyle ya bir insan durup dururken neden dünyadaki misyoner faaliyetlerin merkezi olan bir kurumun misyonun bir parçası olmayı kabul eder?
Bu sorunun cevabını bugünkü Nur cemaatinin faaliyetlerinde değil, Said–i Nursi’nin yazdığı risalelerde gösterdiği hedeflerde aramak lazım.
Saidi Nursi risalelerinde pek çok yerde Hristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı şu şok edici sözlerle “emreder”: “Müslümanlık – Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)
“Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)
Saidi Nursi Müslüman ve Hristiyanlar arsındaki ittifakın bozulmaması için nurcu kardeşlerine çağrı yaparak misyonerlerle sürekli bir ve beraber, ittifak halinde olmalarını istiyor. Bu ifadelerde sadece Hristiyanlarla değil Hristiyanlığı yaymak için büyük paralarla Osmanlı topraklarında Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan “Hristiyan misyonerlerin o dönemdeki uzantılarıyla de ittifak halinde olunmasını “emretmesi” insanı şaşırtıyor.
İyi de Saidi Nursi misyonerlerle neden böylesine sarmaş dolaş olunmasını istiyor? Nurculara neden “misyonerlerle ittifak halinde olun” diyor. Osmanlıyı o misyonerler ve onların işbirlikçileri parçalamadı mı? Saidi Nursi’nin bu misyoner aşkı neden?
|
Tarih: 02:03, 16/11/2007 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
YENİDEN YAYINDAYIZ
UZUN BİRZAMANDAN BERİ ELİMİZDE OLMADAN VERMİŞ OLDUĞUMUZ ARADAN DOLAYI ÖZÜR DİLERİZ. UMARIZ BİZİ ÖZLEMİŞSİNİZDİR VE BİZE GEREKEN DESTEĞİ VERİRSİNİZ. BİRLİK VE BERABERLİĞE İHTİYACIMIZ OLAN BU GÜNLERDE...
İŞLERİNİZ HAYIRLI VE KOLAY OLSUN... |
Tarih: 23:41, 14/2/2007 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
BAŞARININ FORMÜLÜNÜ VERİYORUZ
İŞ HAYATINDA NASIL ZİRVEYE ÇIKILIR İŞTE SİZE YARDIMCI OLACAK BİR FORMÜL
|
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z |
|
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 |
Ç A L I Ş M A K 4+1+15+11+23+16+1+14 = %75
D E N E Y İ M 2+6+17+6+28+12+16 = %87
Y A L A K A L I K 28+1+15+1+14+1+15+11+14 = %100

| |
Tarih: 20:04, 2/4/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|